Hak yolunda bir Bediüzzaman âşığı: Ferîd el-Ensârî

Kimi yerde kendi durumunu ve ihtiyaç duyduğu iksiri seslendirir, yer yer de yeniden dirilmesi için âb-ı hayat sunacak ve kendisine kol kanat gerecek kurtarıcısını bekleyen perişan ümmetin durumunu resmeder. Bir nevi İstanbul ve Fas arasında bir köprü işlevi gören eser, Ferîd el-Ensârî’nin dimağındaki Bediüzzaman aşkının harflere dökülmüş halidir.

Bir gün Ferîd el-Ensârî’ye, hocası Bûşîhî Hazretleri, “Kitap fuarında, Mevazîn (ölçü veya yoldaki ışıklar) isimli bir kitap gördüm. Çok hoşuma gitti. Yeni ve farklı bir ses, bir söz! Bununki ilimden ziyade hikmet!” diyerek yazarın araştırılmasını ister. Ferîd el Ensârî ise, aklında sorular ve kalbinde heyecanla İstanbul’a ilk gelişinde, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin kitaplarını Arapçaya tercüme eden İhsan Kasım Bey’e, daha sonra da Nevzat Savaş Bey’e Fethullah Gülen Hocaefendi’yi sorar. Ensârî, Nevzat Bey’le uzun uzun görüşür. Akşam vaktinden sabah ezanı okununcaya kadar soru ve cevap faslı devam eder. Sonunda Ensârî, “Buldum! Buldum!” der ve gözlerinden yaşlar süzülür.

Ferîd el-Ensârî’nin Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışması işte bu vesileyle olur. Onun ömrünün son yıllarında bu isimlerle hemhal olması, kendisini içten içe sevindiren ve hayata daha farklı bir gözle bakmasını sağlayan kaderin bir cilvesidir. Fas’ın Reşîdiyye kentinde 1960 yılında doğar Ferîd el-Ensârî. Fıkıh Usulü alanında ihtisasını tamamlar, daha sonra ise Miknes Mevla İs­mail Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İslâmî Araştırmalar bölüm başkanı olur. Aynı üniversitede Usul-i Fıkıh ve Makâsıdu’ş-şerîa hocası olarak görev yapar. Fas el-Meclis el-İlmî el-A’lâ (Yüksek İlim Meclisi) üyeliğinde bulunmasının yanı sıra birçok ilmî ve dinî kuruluşta da başkanlık ve üyelik görevlerini üstlenir. Yirmiden fazla kitap ve çok sayıda makale neşreder; kısa ömründe ilim âlemine önemli sayılabilecek katkılarda bulunur.

Ardında ‘Son Süvari’yi Bıraktı

Ferîd el-Ensârî, Bediüzzaman Said Nursî’nin Külliyatı ile de ilgilenir ve ilgili çalışması, ‘Risâle-i Nur’un Anahtar Kavramları’ adıyla Türkçe’ye çevrilir. Ömrünün son demlerinde hastalıkla boğuşurken Üstad hakkında yazdığı roman ‘Son Süvari’ ise, Ensârî’nin son eseri olur. Kendisi, ruhunun hastalıklarına şifa aramak ümidiyle İstanbul’a, ihtişamlı mâzinin haziresine çadırını kurar ve fâtihlerin ruhundan istimdatta bulunur. Birçok şahsiyet onun romanını bir vasiyet mektubu, bülbülün son nağmesi ve geriye emanet bırakılacak en önemli sermaye olarak addeder. Kitabını İslam dünyası gençlerine ithaf eder Ferîd el-Ensârî. Pek çok kısımda da derbeder İslam dünyası şahsiyetine bürünür. Kimi yerde kendi durumunu ve ihtiyaç duyduğu iksiri seslendirir, yer yer de yeniden dirilmesi için âb-ı hayat sunacak ve kendisine kol kanat gerecek kurtarıcısını bekleyen perişan ümmetin durumunu resmeder. Bir nevi İstanbul ve Fas arasında bir köprü işlevi gören eser, Ferîd el-Ensârî’nin dimağındaki Bediüzzaman aşkının harflere dökülmüş halidir.

Ferîd el-Ensârî, gönül bağladığı Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ruh aynasında her zaman kendinden bir şeyler bulur. İkisi de yurdundan ve sevdiklerinden uzakta, gurbet içinde gurbet yaşar yıllar boyunca. Seneler süren bir hastalıkla mücadeleden sonra Türkiye’de tedavi görürken 5 Kasım 2009’da Hakk’ın rahmetine kavuşur Ensârî. Vefatından sonra Hocaefendi’nin, onun ardından söylemiş olduğu şu sözler, gönüllere nakış nakış işlenen bir dostluğun en güzel göstergesi adeta: “Allah birini seviyorsa, onu insanlara da sevdirir aynı zamanda. Ferîd el-Ensârî, onlar içinde hep en önde gelenlerden biri olmuştur. Çok hızlı hareket eden insanlar vardır. Yarışlarda da görürsünüz, aheste revlik ediyor gibi davranır, fakat bir de bakarsınız bilmem kaç metre önde ipi göğüsler gelir ve yarışı kazanır. O insana bakıyorum, böyle hasta, alil haliyle Hz. Üstad’ın romanını yazdı. O insan o haliyle, kanserin pençesinde olmasına rağmen, ‘Bu işi ölmeden bitirmem lazım.’ diyerek düşüncesinin çok ulvî olduğunu söylüyor. Bu mesele yarım kalmasın diye, onun için çırpınıp duruyor. Bir ibadet-ü taat işvesi içinde meseleye sahip çıkıyor. Bunlar çok hafife alınacak şeyler değil. Kim bilir onun nasıl amudi olarak evci kemalat-ı insaniyeye çıkardı bilemeyiz. Takdiri Hüda’ya ait.” Ferîd el-Ensârî, arkasında binlerce insana yetecek bir hüsn-ü zan, bir yad-ı cemil bırakarak ebedî âleme göç etti.

HARUN İLHAN
25 Nisan 2013
Kaynak: http://yenibahardergisi.com/yenibahar/newsDetail_getNewsById.action?newsId=271687

Videoyu indirmek için tıklayın…

Diğer Belgesellere ulaşmak için tıklayın…

Benzer İçerikler...

2 Etkileşim

  1. türkan rukayye diyor ki:

    Allah rahmet eylesin. Kendilerini moral kültür merkezinde dinleme imkanım olmuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğrulama *