Fıkhın imamı: Ebû Hanife

7_newsdetail.gif

‘İmam-ı Âzam Ebû Hanife’ olarak tanınan Numan İbn Sabit Hazretleri, İslam dünyasına asırlardır rehberlik yapan bir isim. İnsanlığı, Peygamber yoluna çağıran bu büyük âlimi, örnek hayatıyla yâd etmek istedik.

İslam tarihinde, Peygamber Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) aldıkları ilhamla Müslümanlara yol gösteren nice devasa kametler yetişti. Ülkemizdeki insanların büyük kısmının tabi olduğu mezhep imamlarından İmam-ı Âzam Ebu Hanife Hazretleri de bunlardan biri. 13 asırdan beri mezhepte imamlık rehberliği yapan bu büyük şahsı tanımak istedik.

İmam Âzam (büyük İmam) lâkabıyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle anılan Numân bin Sâbit Hazretleri, hicri 80 (699) yılında Kûfe’de dünyaya gelir. Ebû Hanife’nin soyu, Türkler de dahil birçok Müslüman kavmin yaşamını sürdürdüğü Kabil’e dayanır. Aslen Arap olmayan Ebû Hanife’nin, Türk ya da Farisî olduğu tahmin ediliyor. Ancak dedesi Zetva ile babası Sabit, kendileri ve nesilleri için Hz. Ali’den dua alma bahtiyarlığına erişmiş isimlerden.

Babasının varlıklı olması sebebiyle ekonomik sıkıntı çekmeyen Ebû Hanife, küçük yaştan itibaren çok iyi bir tahsil görür. Yaşamını sürdürdüğü Kûfe’nin dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olduğu için birçok âlimden ders alır. Örneğin Kur’an-ı Kerim’i, yedi kurrâdan biri olarak tanınan İmam Âsım’dan aldığı derslerle hıfzeder.

Gençliğinde baba mesleği olan kumaş ticaretiyle meşgul olur. Bu yüzden ilim meclislerine çok az uğrar. İmam Şa’bî’nin teşvik ve tavsiyeleri üzerine ticareti ortakları aracılığıyla yürütme kararı alır. Ve ilim yolunu tutar. İmam-ı Âzam, yaşadığı dönemin hemen hemen bütün ilmine vâkıftır. Ancak “Fıkıh, ilimle ameldir.” diyerek bu alanda ilerlemeye karar verir. Geleneğe uyarak kendisine bir üstad âlim seçer. Onsekiz yıl Irak’ın büyük fakihi Hammad bin Ebû Süfyan’ın derslerine devam eder. Ders halkasında ilerleyerek Hammad’ın vekili konumuna yükselir.

Onun tâcir olarak halkın günlük hayatıyla iç içe oluşu ve sık sık ilim merkezlerine seyahat edip birçok âlim ile düşünce alışverişinde bulunması, fıkıh alanında kısa sürede saygınlığa ulaşmasına sebep olur. Ebû Hanife, hac seyahatlerinde tâbiîn âlimlerinin ileri gelenleriyle görüşür. Onların ilmî sohbetlerine katılıp, hadis dinler.

Ebû Hanife kırk yaşlarına vardığında, üstadı Hammad’ın vefatı üzerine onun yerine geçer. Talebelere ders okutmaya başlar. Onun ilim meclisi; bir istişare, diyalog merkezi ve hür düşünce okulu halini alır. Hanefî mezhebini doğuran bu fıkıh okulu, talebelerine verdiği dersler ile fıkhî meseleler soran kişilere verdiği fetvâlardan meydana gelir. İmamın, ders verme usûlü ise dikkat çekicidir: Bir mesele ortaya atılır; bu, talebeleri tarafından tartışılır ve herkes görüşünü söyler. Son olarak İmam-ı Âzam, içtihadda bulunarak bir karara ulaşılmasını sağlar. Kararı delillerden ayırarak veciz cümleler halinde kayıt altına aldırtır. Onun bu uygulaması daha sonra yakın müctehid talebeleri tarafından mezhebin fıkıh kaideleri haline getirilir. İmam-ı Âzam, sayıları binleri bulan talebelerini titizlikle yetiştirir. Ticaretten elde ettiği kazancıyla onların ihtiyaçlarını giderir. Onun ilim meclisinden 40’a yakın müctehid mertebesinde isim yetişir.

Koca imam zindana atılır

Ebû Hanife’nin hayatının bir bölümü Emevilerin, bir bölümü Abbâsilerin hâkimiyeti dönemine denk gelir. İmam, her iki siyasal iktidar devrinde de büyük sıkıntılar yaşar. Ebû Hanife, Emeviler döneminde iktidara karşı ayaklanan Hz. Ali’nin torunu Zeyd bin Ali’ye destek verir. Ancak bu desteği sebebiyle Emevi iktidarının hedefi haline gelir. Zindana atılan koca imam, işkenceye maruz kalır. Bir süre sonra serbest kalınca Mekke’ye göç eder. Abbasiler iktidar olunca, tekrar Kûfe’ye döner. İlk Abbasi halifesi Ebu’l Abbas el Seffah’a biat eder. Kendisine kadılık teklif edilse de kabul etmez ve ilmî faaliyetlerine devam eder. İmam-ı Azam, Halife Mansur döneminde halifenin Ehli Beyt’e karşı tutumunu eleştirir. Mansur, kendi safına çekmek için Ebû Hanife’ye başkadılık vazifesi teklif eder. Ancak o, bunu kabul etmez. Bunun üzerine Mansur, Ebû Hanife’yi zindana attırır. 70 yaşındaki büyük alim yine işkencelere maruz kalır. Sağlık durumu bozulunca hapishaneden çıkarılır. Ancak kısa süre sonra vefat eder. Mansur’un İmam-ı Âzam’ı hapishanede zehirlettiği, bu sebeple yaşamını yitirdiği yönünde iddialar da var.

Hicrî 150 (767) yılında vefat eden Numân bin Sâbit Hazretleri’nin cenazesine binlerce kişi katılır. Ölmeden önce gasp edilmiş, zulümle alınmış bir yere defnedilmek istemez. Bunun üzerine Bağdat’ın kuzeydoğusunda bulunan Hayzurat Kabristanı’na defnedilir. Ölümünden sonra ders halkasını Ebû Yusuf sürdürür. Vefatından sonra fetvaları yazılıp, doktrini sistemleştirilir. Talebelerinden İmam Muhammed eş-Şeybânî, Hanefî mezhebini sistematik hale getirir. Böylece hanefîlik kanun ve asıllarıyla İslâm dünyasının dört bucağına yayılmaya başlar.

İmam-ı Âzam, ömrünü fetva vermek, ders halkasında talebe yetiştirmek, ilmî seyahatlerde bulunmak ve ibadet etmekle geçirir. İlmî yönünün yanında yaşamıyla da insanları Peygamber yoluna çağırır. İslâm âleminin yetiştirdiği bu büyük müçtehidin şefaatine nail olmak duasıyla…

CIHAN YENİLMEZ
28 Şubat 2013
Kaynak: http://yenibahardergisi.com/yenibahar/newsDetail_getNewsById.action?newsId=271525

Benzer İçerikler...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğrulama *